Anasayfa
Özgeçmiş
Projeler
Makaleler
Ziyaretçi Defteri
Fotoğraflar
İletişim Formu
İletişim

 

HUZURSUZ ADAM ÇÖLE GERİ DÖNDÜ

Cemil Meriç, Sezai Karakoç, İsmet Özel gibi sıradışı bir entelektüel Dücane Cündioğlu…

Bu isimler toplumun ekseriyeti tarafından fazla bilinmeyen fikir işçileridir. Bu isimlerin etrafında onları mürit edasıyla seven mutlu ve küçük bir azınlık dışında pek kimseyi göremezsiniz.


Dücane Cündioğlu’nun kapısını çalalım istiyoruz. Bu ismi bize yakınlaştıran, kadim dostum Necati KEPENEK beyefendiye hürmet ve muhabbetlerimi bu satırlardan ifade ederek.


Dilbilim ve mantık üzerine düşünen, Türk - İslam felsefe geleneğinin derinliğini keşfetmekle meşgul olan bir üstat Dücane Cündioğlu.


O’nun için 'Huzursuz Adam' deniliyor...


Sanırım, huzursuz ettiğinden çok, huzursuz olduğu için...


Dücane Cündioğlu “ huzursuz” ediyor. Düşünmeye çağırıyor… Bizim yerimize düşünenler varken…


Son yıllarda yazdıklarıyla gündemi en fazla etkileyen sıradışı bir entellektüel Dücane Cündioğlu.


Çok yazan, bu yazdıklarını 1980’lerden itibaren paylaşan Cündioğlu “çöle” geri döndü. Artık köşe yazıları yazmayı bıraktı.


Cündioğlu çok farklı, sivri söylemi, kapitalizm düşmanlığı, yalnızlık hevesiyle enteresan bir düşünür…


MÜSİAD eski Başkanı Erol Yarar'a karşı yaptığı "Bir Lokma Bir Hırka" savunusu, ardından da Elif Şafak'ın Aşk'ına karşı yazdığı eleştirilerle gündeme gelmesi sıkıntılı bir durumdu bence.


Yazdıklarını biraz okuduğumuzda Cündioğlu'nun hayatını ve düşünce dünyasını aralamanın zor olduğunu görüyoruz.


12 Eylül öncesinde, 1978'de, siyasi olaylar sebebiyle henüz 16 yaşındayken cezaevine giren, dört yıla yakın cezaevinde kalan, siyasi kavgalara karıştığım için okuldan sürülen, Cündioğlu'nun namaz kılmayı, Kur'an'ı okumayı öğrenmesi cezaevi yıllarına rastlar.


O zaman da ruhu ortalarda gezinmeye yatkın değildi. (Şimdi de)


Cündioğlu uçlarda dolaşmayı seviyor. Ufuklarda...


İslam dünyasının en büyük yetersizliği olarak “düşünmeyi unutmalarını” görüyor. Müslüman elitlerin en büyük zaafının huzura, güç ve iktidara tapınmak olduğunu ifade ediyor. Bu sarsıcı bir düşüncedir kanatimce..


Hüznü olmayanın dindarlığından kuşku duyar. Neşe biraz da ahmaklara mahsustur der. Hüzün! Sadece hüzün. Hüzünden mahrum insan yüreğinin dindarlaşamayacağını belirtir.


İktidar mücadelesinin olduğu yerde irfan mücadelesi olmaz der.


Devir, küçük cihadcıların devri. Belki bir gün sıra büyük cihada da gelir! Büyük cihada, yani insanın başkalarıyla değil, kendisiyle meşguliyetine... Evet bende Cündioğlu gibi düşünüyorum.



Kendince bu toprakların vicdanı olmaya çalışır. Düşünen bir vicdan! Bu toprakların çocuklarına bu toprakların kendi sesini duyurmaya çalışır. Hiçbir güce angaje olmadan, bütün öfkesiyle ve bütün huysuzluğuyla, ısrarla düşünmeye devam ediyor.

“Bir Kuran Şairi”ni yazarken de okurunun Akif olduğunu düşünür.. Akifin yazdığı yazıları okuduğunu hissederek, onunla aynı mecliste oturacağımı düşünerek yazmıştır.
 


2011'in "Mehmet Âkif Yılı" ilan edildiğini biliyoruz. Çok sayıda sempozyum ve etkinliğin gerçekleştirileceğine dair pek çok haber de bilgimiz dahilinde. Ancak bu etkinliklerde 'Huzursuz Adamı' göremeyişimiz bizim Âkif'i daha iyi anlayabilmek adına yaptığımız çalışmaların sığlığının ifadesidir.
 


Tebessümü hak eden kavgaların adamıdır Cündioğlu. İnsan ıstıraplarıyla insandır. Güçlendikçe zayıflıyoruz. Bireyselleşiyoruz. Siyasal açıdan daha demokratik, ekonomik açıdan daha zengin, toplumsal açıdan daha bireysel ve daha yalnız olduğumuz bu günde, O’nun gözlerinin karalığına bakmayalım, çünkü maviler içinde…